ArifaN-E-Dergisi
Hepinizin malumu olduğu üzere, 6 Kasım Pazar Günü Kurban Bayramı…
Kurban Bayramı gelince İbrahim ve İsmail (Aleyhimesselâm)’ı mutlaka hatırlarız. O iki dev şahsiyetin Allah-u Tealâ’ya karşı gösterdikleri o büyük teslimiyet ve sadâkatlerinin karşılığı olarak, kendilerine koç kurban edilmesini hayranlıkla yâd ederiz. Tüm müminler olarak bu bayram günlerinde kurban kesmek suretiyle, adeta bu iki peygamberin Allah’a karşı verdikleri başarılı imtihanın sevincini yaşarız.
İbrahim (Aleyhisselâm) zor imtihanlara tâbi tutulmuştu. Malını Allah yolunda sebil etmiş, Nemrut’un ateşine gözünü kırpmadan atlayıp canını Allah için seve seve feda etmişti. Evet malıyla ve canıyla olan imtihanları kazanmıştı. Şimdi ise Mevla Teala Onu oğluyla imtihan ediyordu. Hem de ne imtihan… Bu hepsinden daha zor ve ağırdı. Zira öz evladı, yavrusu, ciğerpâresi İsmâil’ini bizzat kendi eliyle Allah için kurban etmesi gerekiyordu.
Böylesine büyük ve ağır bir imtihana rağmen, ne İbrahim (Aleyhisselam)’da ne de oğlu İsmail (Aleyhisselam)’da, Allahın bu emrine karşı en ufak bir itirazları olmamıştı. “Neden, niçin?” demeden, mutlak bir şekilde Allah’a itaat edip teslim olmuşlardı. Bu teslimiyeti Mevla Teala şöyle tasvir ediyor:
“Böylece ikisi (Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail)de Allah’a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca.” (Saffat: 103)
İbrahim (Aleyhisselâm) ilâhî emri yerine getirmek için yavrusunu yatırmış, oğlu İsmail (Aleyhisselâm) ise kendisini tamamen teslim etmişti. Yeryüzü, ilk defa böyle bir imtihan tablosu görüyordu.
Ve İbrahim (Aleyhisselâm) bıçağı oğlunun boğazına sürttü, fakat bıçak kesmedi. Tekrar denedi yine olmadı. Bunun üzerine bıçağı yanındaki kayaya sürtünce, o kocaman kaya ikiye bölündü. Hikmet-i İlâhî o sert kayayı kesen bıçak, yumuşak bir teni kesmemişti…
İbrahim (Aleyhisselâm) bıçağa sitem etti:
-Ey bıçak! Beni Rabbime âsî mi edeceksin, niçin kesmiyorsun?
Bunun üzerine Allah-u Teala’nın izniyle bıçak dile geldi:
-Halil diyor kes, Celil diyor kesme! Ben Celil olan Allah’ı dinliyorum.
Böylece bu iki büyük insan, Allah’a olan teslimiyetlerini apaçık bir şekilde ispatlamış
oldular. Emir yerine getirilmiş ve imtihan kazanılmıştı. Geriye, bedenin elemlenmesinden ve cismin boğazlanıp kanın akıtılmasından başka bir şey kalmamıştı. Bunu da bir hayvanın boğazlanışı telâfi edeceğinden, Allah-u Teala fidye olarak bir koç gönderdi. Nitekim Kur’an-ı kerimde şöyle buyuruluyor:
“Doğrusu bu apaçık ve kat’i bir imtihandı. O’na fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.” (Saffat: 106, 107) buyruluyor.
İşte o esnada Cebrail (Aleyhisselam) elinde büyük bir koçla göründü. Gökten inerken yüksek sesle: “Âllâhü Ekber! Âllâhü Ekber!” diyerek tekbir getirdi.
İbrahim (Aleyhisselam) başını kaldırıp bu manzarayı görünce O’da: “Lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber!” dedi.
İsmail (Aleyhisselam) bu sesleri duyunca: “Âllâhü Ekber velillahi’l-hamd!” diyerek Allah-u Teala’ya hamd etti.
Bu sebeple kurban bayramı günlerinde 23 vakit, farz namazlarından sonra “Tekbir” getirilir. Arefe günü sabah namazını kıldıktan sonra başlar ve kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazı sonrasına kadar, erkek veya kadın her Müslüman farz namazlarının arkasından 23 vakit teşrik tekbiri getirirler. İnşallah bizlerde teşrik tekbirleri getirmeyi unutmayalım.
Bu arada, 25 Kasım Cuma gecesini 26 Kasım Cumartesi gününe bağlayan gecenin Hicri Yılbaşı Gecemiz olduğunu da hatırlatmış olayım.
Bu vesileyle, hepinizin gerek Kurban Bayramınızı, gerekse Hicri Yılbaşınızı tebrik eder; hem bizler, hem de tüm İslam Âlemi hakkında hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyâz ederim.
Fî Emânillah!…………..Dergimizi okumak için tıklayın www.arifan-e-dergi.com
HAKKIMIZDAİLETİŞİMKÜNYE 2011 ARİFAN YAYINLARI


